6 Kasım 2017 Pazartesi

ÜSKÜP / MAKEDONYA


                                                   ÜSKÜP / MAKEDONYA


2 Ekim 2017, sabahın alaca karanlığında yeniden yollardayız. Balkanlar'daki gezimizin sondan bir önceki günü. Sadece bir gece konakladığımız Ohrid'i arkada bırakıp Üsküp, namıdiğer Skopje' ye doğru yola çıkıyoruz.
Önce Makedonya'nın  adı konusunda Yunanistan ile aralarında devam eden sorundan söz edelim.
Büyük İskender baba tarafından Makedon ana tarafı Yunanlı.
Bu durum iki ülke arasında geçmişten bu yana devam eden büyük bir soruna neden oluyor çünkü  Yunanistan, bu çok önemli tarihi kişiliği kendine mal etmek istiyor. Bununla kalsa iyi, İskender'in doğum yeri önemli olduğundan Makedon adının da ismi hakkını istiyor, bu yüzden  güzelim ülkeye uyduruk bir isim takılıyor FYROM...  Uluslararası düzeyde sürüp giden bu isim sorununa halen bir çözüm bulunabilmiş değil.

                                   Umarım sonunda kazanan taraf Makedonlar olur.

Vardar nehri üzerinde kurulmuş olan şehrin nüfusu 700 bin ama inanın şehir nüfusundan daha fazla heykel var diyebilirim!. Gitmeden önce şehrin heykelleri hakkında çeşitli yazılar okumuştum ve çoğunu abartılı bulmuştum. Ee..doğal tabi, bizim ülkemizin liderleri sanatın içine tükürürlerse sanattan anlayan kimse de olmaz!.
O yüzden bizimkilerin gözüne çok görünmüş olabilir deyip geçmiştim... ama arkadaş öyle böyle değil, memleketin başbakanı tüm parayı bu heykellere dökmüş.

Kırık dökük kaldırımlarda tökezlememek yada bir çukura düşmemek için önüne bakarak yürürken çocuğunu emziren bir heykele tostluyorsun... tam ondan kurtarıyorsun kendini, bir dilenci önünü kesiyor, bu mücadele ortasında arkadaşlarını kaybediyorsun onları ararken bir başkası kolundan çekiştirip bir şeyler satmaya çalışıyor, sonra vicdanına yenik düşüp bir dilencinin önüne para atıyorsun ama o heykel çıkıyor, heykel sandığın dilenci çıkıyor! yani tam bir kaos ortamı.
Üzülerek söylemem gerekirse şimdiye kadar, bir daha gelmem dediğim tek şehir Üsküp oldu.
Buradan ülkenin  başbakanına sesleniyorum! Size tavsiyem devasa heykeller yapmak yerine şehrin sefil görünümüne bir son verin, kendinize yaptırdığınız saray da bu yoksulluk içinde acıklı bir anıt gibi şehrin orta yerinde komik duruyor, benden söylemesi paranızı da ülkenizin kalkınması yönünde harcarsanız daha hayırlı olur, bir dost olarak benden söylemesi! gerisi size kalmış. :) :)







Gezinin son günündeyiz öğleden sonra 4'de İstanbu'la uçuyoruz. Her gittiğimiz yerde olduğu gibi zaman azlığı nedeniyle bir çok yeri göremeden dönmek zorundayız. En önemli yerleri atlamamaya çalıştığımız için sabah saatlerini kaleyi gezmeye ayırıyoruz.
Yarım günlük bir gezi bizi bizden alıyor zaten bir çok şehirde yürüyerek o kadar çok yol katettik ki kimsede takat kalmadı. Otele dönüp çantalarımızı alıp çıkıyoruz. Dün köprünün öbür yakasında çok güzel bir kafe keşfettik. Sırt çantalarımızla bu şık yerde oturmaktan utandığımızdan mıdır nedir hemen karşısındaki bankta yerleşiyoruz, ama bizi tanıyan genç garson yanımıza gelip bir ihtiyacımız olup olmadığını soruyor gülerek ''yok'' diyoruz ama daha sonra uçak saatine kadar orada oturup keyif içinde son saatlerimizi geçiriyoruz. Tanıştığımız iki Türk genci de bize eşlik ediyor çünkü aynı dönüş uçağındayız.
Bu arada belirtmem gereken bir şey daha var. Gezi boyunca turla gezen bir çok orta yaşlı Türk'e ve genç gezginlere rastladık. Hemen hepsi bizim Kastamonu'dan gelmiş gezgin bir grup ve kadın başımıza olmamıza çok şaşırdılar :) biz de onlara şaşırdık :) ne var ki bunda?
Anlaşılan Kastamonu insanı büyük şehirlere göre oldukça ilerde, bize normal gelen bir çok şey büyük şehir insanını ve hatta gençlerini şaşırtabiliyor. Eee iyi o zaman ne mutlu bize!
Artık dönüş vakti geldi çattı her kes ailesini evini çok özledi. Birlikte harika vakit geçirdik yedik içtik, muhteşem yerler gördük ama Montenegro unutulmazlar arasına girdi. Bir gün tekrar oraya gideceğime adım kadar eminim... ama şu an başka ülkelerin başka gökyüzülerinin hayalini kuruyorum.