3 Temmuz 2013 Çarşamba

ŞİRAZ (4)

4 Haziran sabahı Yazd otobüs terminalindeyiz, Şiraz'a saat başı otobüs olduğunu biliyorum ama otobüs seferleri Humeyni'nin ölüm yıl dönümü nedeniyle neredeyse tamamı kaldırılmış ancak gece 11 de olduğunu söylüyorlar. Ben fenalık geçirmek üzereyim Benan beni sakinleştirmeye çalışırken diğer yandan çareler arıyor,
taksi geliyor aklına, bulduğu çözümü bilet gişesindeki kıza söylüyor ''olur diyor kız, beni çantaların yanında bırakıp ikisi birlikte taksi aramak için uzaklaşıyorlar.
Benan, bir müddet sonra gülerek geliyor Bir başka kişinin katılımı ile bizi 150 bin tümene Şiraza götürmek için taksi ile anlaşmışlar. Biz kendimize düşen 100 bini ödüyoruz ama diğer İranlı delikanlı, sanki bizim misafirimiz olmuş gibi geliyor bana :)
Aslına bakarsanız bizim ülkemiz için ateş pahası olan şehirler arası taksi yolculuğu  için, kişi başı 25 lira ödemiş oluyoruz ki hiç bir şey değil. Bazı yerlerde pazarlık yaparken '' sizin paranızla zaten üç otuza geliyor daha neyin pazarlığını yapıyorsunuz'' gibisinden bakışları sezmedim değil :)

Taksideki diğer delikanlı adı Şahram, Şirazlı imiş, Türk olduğumuzu öğrenince, artık gezinin sonlarına doğru duya duya ezberlemiş olduğumuz isimleri herkesin yaptığı gibi sıralıyor arka arkaya; ''Kenan İmirzalioğlu, Sibel Can, Cem TV.''  unutulmuş olanı da Benan kahkahayı basarak ekliyor  '' İbrahim Tatlıses''  ''hah diyor o da var...''  aramızdaki ortak noktayı keşfettik çoktan :) gülüyoruz hep birlikte...
Şahram tüm İranlılar gibi son derece konuksever birisi, bizi evine davet ediyor. İtirazımıza rağmen annesine telefon açıp yemek hazırlamasını söylüyor, bizde isterdik bir İranlı ailenin evine misafir olmayı ama vaktimiz az, daha otel bulunacak...10.30 başladığımız yolculuk 3.30 Şiraz'da son buluyor, yorgunluktan ölüyoruz.

Şahram'ın elinden bin bir güçlükle kurtulup adını bir gezginin yazılarından not ettiğim ''Firdevsi'' otelin kapısından içeri giriyoruz. Aslında  kapıdan içeri girebilecek kadar cesur olduğumuzdandır  bütün mesele yoksa  otel dışarıdan kendini belli ediyor ''ne diye işi zorluyorsunuz dönün geri be mübarekler'' diye fısıldıyor kulağıma koruyucu meleğim ...ama olur mu?  illaki sonuna kadar zorlanacak her şey.  Bir süre o izbe lobi sayılabilecek yerde bekliyoruz, resepsiyon sayılabilecek yerdeki adam da başka bir müşteri ile konuşmasını sürdürüyor, biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. Ben cılız sayılabilecek bir ses tonuyla bir şeyler söylemeye çalışıyorum, adam ters ters bakınca ''hadi gidelim buradan'' diyorum Benan'a ama o, son bir gayretle ''odaları görseydik bari'' diyor :)

Turist olduğumuzu anlayan bir taksici tam da biz bakınırken önümüzde duruyor, Benan eğilip otel aradığımızı söylüyor, İngilizce konuşuyorlar şoförle, ( sarı taksi olduğunu belirtmem gerek) bu da bir şans, bir kaç otel adı veriyor adam, içlerinden Pars otel'i aldığım notlardan hatırlıyorum, pahalı olması nedeni ile listenin en altına yazmıştım.
Çok yakında olan Pars otele gidiyoruz. Oldukça büyük ve lüks bir otel, indirim talebimize olumlu yanıt veriyorlar, aslında internette yer alan fiyatlara bakmayıp pazarlık yapılırsa makul bir fiyat verip geri çevirmiyorlar. Tahranda'da aynı şey olmuştu.
Biz yorgun argın asansörün kapısına ilerlerken biri arkamdan omzuma vuruyor yine ne terslik oldu acaba diye bezgin bir şekilde dönüyorum;  garson, içinde buz gibi meyve suları olan tepsiyi bize uzatıyor, benim ''haa ne? bunlar bize mi?'' diye gösterdiğim tepkiye karşılık, gözleriyle biraz uzaktaki müdürü işaret ediyor. Başıyla hoş geldiniz diyen müdür beye bizde gülerek başımızla cevap veriyoruz, az önceki Firdevsi otelin kötü izleri silinip gidiyor. Bu arada hatırlatmakta yarar var bizim Tahran'da kaldığımız Ferdowsi otel ile buradaki Firdevsi otelin isim benzerliği dışında uzaktan yakından bir ilgileri bulunmamaktadır.

O akşamı dinlenerek geçiriyoruz güzel bir akşam yemeği ve çay yorgunluğumuzu alıyor.
Yemekten sonra otelin lobisindeki televizyondan bir şey anlamadan, El Cezire kanalını izliyoruz, sürekli Türkiye'den bahsediyor. Otelin müdürü Türk olduğumuzu öğrenince ''neler oluyor sizin ülkeye böyle'' diye soruyor, haber alamadığımızı söyleyince ''3 kişi ölmüş'' diyor parmaklarını göstererek, ve ekliyor ardından, ''Türkiye'nin daha önce sağlam bir dış politikası vardı hiç bir yabancı devletin işine karışmaz dik ve vakur dururdu ne işiniz var sizin Suriye'de bilmem nerede dikkat haa'' diyor...Başka ülkeden birinin Türkiye'yi nasıl gördüğü bizim için önem taşıyor sohbet Türkiye-İran üzerinde devam ediyor.


Sabah resepsiyonda görev alan genç kadın Gayet iyi Türkçe konuşuyor bu ne mutluluk, ta Tahran'dan bu yana hiç Türkçe bilen birine rastlamamıştık. Benan Türkiye ile telefon bağlantısı kurmak istiyor,Gezi olaylarını Şeyda'dan duyduğumuzdan beri sürekli evi aramasına rağmen bir türlü görüşme yapamıyordu, tekrar bir denemeden sonra sonunda Rıza'ya ulaşmayı başarıyor. Telefonun öbür ucundaki arkadaşımız Türkiye'den haberler veriyor diğer kentlere de yayılan olaylar tüm şiddeti ile devam ediyormuş...kendimizi suçlu gibi hissediyoruz biri bizi vatanımıza ışınlasa ah ne iyi olur...

Persepolis'e taksi ile gidip dönmek zorundayız, gidiş dönüş iki saat, iki saatte gezmek için ayrılan süre, toplam dört saat için istenilen 60 bin tümen'e razı oluyoruz. Sina oldukça genç bir şoför batılı gençler gibi giyinmiş, arabada bu kez sürekli İran-rep dinliyoruz, oldukça kibar ve mesafeli bir genç Benan'nın her '' Sina'' deyişine '' ceanım'' diye cevap veriyor :)
Yazımın sonunda Sina'nın cep telefonunu vereceğim ama olur da ararsanız pazarlık konusunda işi sıkı tutun derim.

Şiraz'a  70 km.uzaklıkta olan Persepolis'teyiz. M.Ö. 6. yy'da Pers Kralı 1. Dara ( Darius) tarafından kurulan Parsa kenti daha sonra tahta çıkan 1.Serhas (Xerxes) ve Ardaşir ( Artakserkses) tarafından büyütülerek toprakları Hindistan'dan Etiyopya'ya kadar uzanan Ahameniş ( Achamenid) İmparatorluğu tarafından başkent haline getirilmiştir..
M.S. 331 yılında Büyük İskender, saldırıları ile kenti yerle bir eder, yakıp yıkar ortalığı ve sonra bütün yer ve özel isimlarin arkasına Yunanca  ''us,os, is'' takılarını ekleyerek izini bırakır gider.
Persepolis, Farsça  ''Tahtı Cemşid'' ( Cemşid'in Tahtı) diye anılmaktadır.

İlkin Apadana sarayına ulaşan meşhur merdivenlerle karşılaşıyoruz.  Soylu ziyaretçilerin atlarıyla asaletli çıkışlarına  mani olmamak için basamakları ona göre dizayn edilen sağlı sollu merdivenlerin, sağ  tarafta olanı yalnız Kral Darius'un çıkışı için ayrılmış. Biz de kralın izinden o günleri hayal ederek yavaş yavaş çıkıyoruz merdivenleri.



Sarayın tüm duvarları o şaşalı günleri betimleyen taş oyma resimler ve yazılarla dolu. İnsan elinden çıktığına şüphe ile baktığım  bu eşsiz eserlerin günümüze kadar gelebilmiş olması bize o günlerdeki yaşam hakkında geniş bilgiler vermekte. Rölyeflerin üzerindeki çivi yazılarında Elemce, Babilce ve eski Farsça dilleri kullanılarak yeni yıl kutlamaları ( Nevruz) anlatılmaktadır.
Boğanın ısırdığı aslan ise eski yılın bitip yeni yılın başladığını sembolize ediyor. Her şey muazzam bir hayranlık uyandırıyor bende ve iki saat su gibi akıp gidiyor eğer yolunuz buraya düşerse saat konusunda bizim yaptığımız gibi önceden taksi ile anlaşıp kendinizi sınırlamayın yada ne bileyim en az 3 saat ayırın buraya.
Uzaklarda görünen kayalık dağın eteklerinde  kral mezarlarını gidemeden dönüyoruz, gerçi oraya çıkmak için hava oldukça sıcak ama yine de aklım kalmadı değil.











Bizim göremediğimiz ama giderseniz eğer atlamamanız gereken yerlerden biride Persepolis'e 8 km. uzaklıktaki Nakş-i Rustem olarak anılan saray görünmündeki kral mezarlarıdır. Zerdüşt kabesi diye de anılan aynı yerdeki bir başka bina 2500 yıldır bu dine inanan insanlar tararafından ziyaret edilmektedir.

Öğle yemeği için otele dönerken iki saat sonra yeniden buluşmak üzere Sina ile sözleşiyoruz, saati 8 tümenden bizi gezdirecek. Gidilecek yerler arasında  Şah-e Çerağ Türbesi, Kerim Han Kalesi, İrem Bağları, Hafız ve Sadi Şirazi'nin türbeleri, Vekil Cami, ve hemen yanındaki  Vekil Pazarı listede yazılı ama zaman çok az, içlerinden tercih yapmak zorunda kalıyoruz. Kerim han kalesinin zaten sürekli önünden geçtiğimiz için ilk önce listeden o düşüyor, kapalı çarşı desen şimdiye kadar bir kaç örneğini gördük onuda geç, çok önemli bir yer olmasına rağmen Şah Çerağ'da bizim acemiliğimize geliyor onu da farkında olmadan atlıyoruz daha doğrusu gezinin sonlarına doğru yorgunluk ağır basıyor...

Bağ-ı irem, namı diğer İrem bağları bize pek bir şey vermiyor ve hatta biraz küstahça davranıp bizim Yıldız sarayı yada Emirgan köşkü ile ile mukayese ediyorum da...neredeyse gitmeseniz de olur diyeceğim ama vaktiniz bolsa yinede görün.  Sonraki durağımız benim için çok önem taşıyan Hafız'ın Türbesi.

                                     

                                                ''O Şirazlı Türk( güzel) bize iltifat eder,
                                                  gönlümüzü alır,aşkımızı kabul ederse,
                                                  onun siyah benine Semerkant'ı da
                                                  bağışlarız Buhara'yıda.''
                                                                                               Hafız



1324- 1391 yılları arasında yaşayan Fars dili ve edebiyatının büyük sanatçısı Hafız'ın bu şiirini başa yazmakla Türk ve güzel mısralarından kendime pay çıkartmaya çalışıyorum :)
 
                                              Varlığım baştan gitsin, tek yüzünü döndür.
                                              söyle yele, dertlerin harmanını süpürsün

                                              Tufanlara kaptırdık gözümüzü, gönlümüzü
                                              gam seline söyle, evi temelinden götürsün

                                              bakışımız dicle'nin yıksın bütün önünü
                                              soluğumuz zerdüşt'ün ateşini söndürsün!

                                              ''seni kirpiklerimle öldürürüm'' diyen yar
                                               aman, sakın caymasın, öldürürse öldürsün!

                                               hafız'a son gününde vuslat muştusu versen
                                               belki ölürken bile onu mutlu görürsün!


                                                      Çalgıcı, hem süsle gazellerle günü;
                                                      hiç sorma nedir; bilme ne olmuş olacak!
                                                      hafez'ki bu evrenden elini çekmektedir,
                                                      gel bir kadeh iç, sonra veda et ne olacak?
     
İranlılara göre her evde bulunması gereken iki kutsal kitap vardır bunlardan birisi Kur-an'ı Kerim diğeride Hafız'ın kitabıdır. Hafız'ın fal kitabı olan '' Faal-e Hafız'' dan, daha sonra Şeyda'ya fal baktırıyoruz. Kitabın açılan herhangi sayfasında yazılan ne ise o sizin falınız oluyor. Bana, ''evim benim cennetim'' mısraları çıkarken, Benan'a '' istediğin için sana sunuldu'' deniyor.

Son olarak, kendi araştırmanızı yaparken belki bir çok yerde rastlayacağınız Yahya Kemal Beyatlı'nın,
Hafız için yazdığı şiiri eklemek istiyorum. Daha sonra Munür Nurettin Selçuk tarafından bestelenip, söylenmiştir.
                                                     Rind'lerin ölümü

                                         Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış
                                         yeniden her gün açarmış kanayan rengi ile
                                         Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış...
                                         eski Şiraz'ı hayale yine ahengiyle
                 
                                         Ölüm asude bahar bir rinde
                                         gönül her yerde buhurdan gibi yıllarca tüten
                                         ve senin serviler altında kalan kabrinde
                                         her sene bir gül açar, her gece bir bülbül öter.



Sadi'nin türbesindeyiz; 1209-1291 yılları arasında yaşamış olan gezgin derviş, şair, Sadi Şirazi'nin önemli ve çok bilindik esreleri arasında Bostan ve Gülistan gelir. Mevlana ile aynı dönmede yaşamış olan şairin sonradan Mevlana ve Yunus Emre'nin katılımıyla, üçlemeye dönüşen şu dizelerini aktarmadan geçersem büyük eksiklik olur.

                            '' Aşka uçma kanatların yanar''
                                                                  Şirazi
                            '' Aşka uçmadıktan sonra kanatlar neye yarar?''
                                                                                   Mevlana
                            '' Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar?''
                                                                                  Yunus Emre
                 
Güllerin, Filozofların, şairlerin, şarabın, şiirin şehridir Şiraz.  Birleşmiş milletlerin New york'taki uluslar salonu binasının giriş kapısında Sadi'nin şu dizeleri yazmaktadır.

                                                    '' İnsanın suyu birdir
                                                      yaratılırken atılan oklar temeldir
                                                      Birimizin acıyı hisstmesi yeterlidir
                                                      o acı hepimizindir.''




                           ''ah...bilsem...
                            kirlendi söz, şiire nasıl başlarım bilmiyorum...
                            sevdiğim şiirleri unuttum, sevdiğim şehirleri terk ettim
                            ve sevdiğim şairler öldüler.
                            Bilmediğim bir sebep olmalı burada olmam için...
                            sormazki bilsin: sorsa bilirdi;
                            bilmezki sorsun: bilse sorardı.
                         

                         
                         
Otele dönüyoruz yarın sabah yine yolculuk var, bu kez son durağımız olan  Tebriz'e gidiyoruz. Yolun uzun olması nedeni ile bu kez uçak ile yolculuk yapacağız. Şiraz, Tebriz arası 624 km. Daha fazla zamanı olanlar otobüs yolculuğunu tercih edebilir. Zaten bu uçak biletini alabilmek için Yazd'da geçecek bir günü feda etmek zorunda kalmıştık, ama çokta iyi  olmuş çünkü size baştan sözünü ettiğim Şeyda ve eşi ile, Tebriz'de daha çok vakit geçirme imkanı bulduk, birlikte gezdik, yedik içtik ve birlikte eğlendik. Eğer onları tanımamış olsaydık İran gezimiz eksik ve yarım kalırdı.

                                                                  Pars otel

                                                                Şiraz havaalanı

                                                 Karikatürlerde bile kadınların başı bağlı

                                      
                                                    Tebriz'e 1 saat süren yolculuğumuz başlıyor

İki akşam konaklama, sabah kahvaltı, bir öğle yemeği, iki akşam yemeği, arada olan içecekler ile toplam 383 bin tümene karşılık gelen 97 Euro ödüyoruz.Kişi başı konaklama kahvaltı dahil 40 liraya falan geliyor.
Aslında Tümen olarak ödemekte yarar var bunu bildiğimiz halde döviz bürosu kapalı olduğu için mecbur kalıyoruz Euro ödemeye.
Shıraz Parse Hotel: + 98-711-2226600
Şoför, Sina            : 09382559440