12 Mayıs 2015 Salı

POKHARA

                       
                                       8.GÜN   POKHARA YOLLARI TAŞTAN

Nepal gezisinin 8.gününde sabah saat yedi de hareket eden, Pokhara Turist otobüsüne biletlerimizi önceden ayırtmıştık, dışardan satın almanıza gerek yok oteller zaten bu hizmeti veriyor. 6.30 düştük yola.
Sırt çantalarımızı otelde bıraktık çünkü Pokhara'dan dönüşte Otel de geçireceğimiz daha 3 günümüz var. 15 dakika yürüme mesafesi sonrasında otobüsün kalkacağı yeri bulduk sakın aklınıza terminal falan gelmesin. Otobüsler öylece caddenin kenarında duruyor ve yolcu bekliyor. O saatte sırt çantalı turistler belli ki Pokhara yolcusu,sizi uzaktan gören ilk otobüsün muavini yolunuza çıkıp bilet kontrolu yapıyor,  farklı şirketin yolcusu iseniz daha ileriye devam etmenizi söylüyor. Her şey kolay ve basit :)
Katmandu'da olduğumuz süre boyunca karşıdan izlediğimiz dağlara sarıyor otobüs yavaş yavaş, ah Pokhara yolları ah... ne desem yalan olur. eğer yolculuğa dayanıklı değilseniz yola çıkmadan önce bir kez daha düşünün derim. Dağların doruklarındaki yollardan ilerliyoruz, manzara müthiş.
Şunu hatırlatmamda fayda var, manzara seyretmek istiyorsanız eğer giderken otobüsün sağında gelirken de solunda oturun.
Pirinç ekmek için nasıl dağları platform şekline kazdıklarını gördüğünüzde çok şaşıracaksınız. İnsanın yaşamak için verdiği mücadelenin sınırı yok. O dağlarda ekili alan yaratmak için sanıyorum bin yıl önceden kazmaya başlamışlardır.
Tarlalarda sadece mısır ve pirinci ayırt edebiliyorum bir de çokça muz ağacı var.
Daracık yollardan kıvrıla kıvrıla ilerlerken büyük bir nehir bize eşlik etmeye başlıyor. Nepal'i seviyorum... 7 saat süren yolculuğumuz öğleden sonra 2 de Pokhara'da son buluyor.

PHEWA GÖLÜ 
Katmandu'daki otelimizle anlaşmalı olduğu için tavsiye edildiği üzre gölün hemen kıyısında sayılan otele gidiyoruz. Bu otel biraz emrivaki oluyor. Hiç sevmediğimiz halde değiştirmeye üşeniyoruz aman zaten 4 gün kalacağız şunun şurasında deyip oturuyoruz. Sonradan odalarını gezdiğimiz girişi pastane- cafe, üst katı hotel olan son derece şık ve sevimli Peaceeye-guesthouse görene kadar sesimiz çıkmıyor ama, orayı gördükten sonra üzülüyoruz doğrusu hem ücret çok uygun hem de daha temiz.
Üstelik iki kişi 10 dolarmış biz 18 dolar veriyoruz sevmediğimiz bir otele.  O minik otelde kalsaydık Pokhara günleri çok daha güzel olacaktı...
Ben ne olur ne olmaz, belki yolunuz bir gün düşer giderseniz diye otel bilgilerini vereyim.


peaceeye-guesthous- 0614616991

                                                        9.GÜN     POKHARA

Pokhara, Annapurna dağlarının eteklerine  Phewa gölü kenarına kurulmuş bir sayfiye yeri. Sabahları havanın açık olduğu zamanlarda karlı dağların zirveleri görünüyor.  Göl kenarında olmasına rağmen yapılaşmadan dolayı gölü pek görmeyen boydan boya uzanan bir caddesi var ve tabi ki spor malzemeleri ve hediyelik eşya satan dükkanlar, kafeler restoran ve barlarla dolu.
Lake Side cadde'sinde de tıpkı Thamel'de olduğu gibi her kesime hitap eden restoranlar var inanın en ucuz olanı en lezzetli yemek yapan yeri çünkü müşterisi çok bol.
Bir iki denemeden sonra bulduğumuz şirin restoran'nın, cadde manzaralı minik masasında, adını sanını bilmediğimiz lezzetli yemekler yiyoruz gülüşerek.



Ah o fıstıklı makarna ah...!!
Thentuk Çorbası



Göl kenerındaki taksicilerden biri ile, gölün karşısında çok yüksek bir tepeye kurulmuş WORLD PEACE PAGODA' ya götürmesi için anlaşıyoruz.
Bu ünlü tapınağa gitmenin iki yolu var birincisi kayığa binip gölü geçerek kurulduğu tepenin kıyısına gidiyorsunuz, sonra buradan bir patika yolla tepeye çıkıyormuşsunuz.
İkincisi ise taksi ile gidiyorsunuz taksi sizi 2 saat kadar bekliyor ve sonra geri getiriyor. Tabi ki biz ikinci yolu seçtik.
WORLD PEACE PAGODA, atom bombasına karşılık dünya barışını simgeleyen bir Budist tapınağı. Kurulduğu tepe ormanlarla kaplı,tüm şehri ve gölü tepeden görüyor. Köylü kadınlar yamaçlarda sepetleri ile bir şey topluyor, ormanları özlemişim. Tapınağın çevresinde ayakkabılarınızı çıkararak sessizce dolaşıyorsunuz. O kadar yüksekte olmak karlı dağların görüntüsü, Pagoda'nın beyazlığı, o ıssızlık, bende çok tuhaf duygular uyandırıyor adlandıramıyorum...











                                                           10.GÜN POKHARA

Sabah dışarda omletli masala çaylı kahvaltımızı yapıyoruz zaten memlekette başka seçenek  yok öyle lezzetli geliyorki kahvaltı bize...
Gölün çevresinde dolaşıp fotoğraf çekiyoruz, güzel bir gün bizi bekliyor.
Öğleden sonra  otele dönüyoruz Çünkü Keshab Raj Poudel ile buluşacağız. Keshab, bir sürü Türk gezgin tarafından tanınan ve sevilen bir kişi  başarılı bir trekking rehberi, Pokhara'ya gelip te onunla tanışmamak olurmu.



Türkiye'de okuduğu için çok iyi Türkçe biliyor, bir sürü şeyden konuşuyoruz sonra bizi şehrin biraz dışında bir Moğol mülteci köyüne götürüyor.
Şanlıyız, tapınakta dini ayin yaptıkları zamana denk geliyoruz, sessizce içeri alınıp bir köşeye oturtuluyoruz. Dini eğitim gören çocuklar kafaları kazıtılmış, bir örnek bordo kıyafetleri içinde elindeki kutsal kitaplardan dini ilahiye katılıyorlar yarı uykulu ve bezgin.
Benim hiç bir dine saygısızlık yapmak gibi bir küstahlığım olamaz ancak bu küçük çocukların hayatlarını din adına çalmak çok acımasız ve zalimce geldi bana.
Bu hangi dinde olursa olsun fark etmez, seçip benimseme şansı verilmeden kabullendirilmiş yaşam tarzlarının ne İsa'ya ne Musa'ya yararı olur.





Tapınağın bahçesinde dua ederek döndürdükleri büyük bir tekerlek var yaşlı ve beyaz saçlı kadınlar fotoğraf çekmeme aldırmadan dua ederek dönüyorlar.




Küçük Moğol kız çocuğu, seyyar satıcıdan aldığı küp şeklinde doğranmış kağıt üzerinde satılan karpuzunu yiyor. Onun fotoğrafını çekerken yüzünde beliren gülümseme gözlerini bir çizgiye dönüştürüyor. Artık gitme vakti Keshap'a veda edip dönüyoruz.


                                                        11 gün GÜN POKHARA

Sabah çok erken Sarangot köyüne gitmeyi planlıyorduk ancak bir gece önce yağan yağmur bize havanın kapalı olabileceğini düşündürdü ee çoktan beri tembellik yapmamıştık, bu gün tembellik günümüz olsun.
Bu sabahki kahvaltıyı Fransız pastahanesinde yapıyoruz taze pişmiş kek kokuları arasında,
her şey çok çok güzel. Sokağın devamında karlı Himalaya'ların dorukları, yağmurun ardından ışıl ışıl yanıyor.
Dünyanın çatısındayız, ve sırtımızı güneşe vermiş kahve içiyoruz...










Öğleden sonra caddeyi dolaşmaya çıktık, bu arada alışveriş konusunda nasıl olup ta bu kadar kendimizi tutabildiğimize ben bile şaşırıyorum. Büyük ilerleme var bizde, ufak tefek alışverişlerin dışına taşmıyoruz oysa dükkanlar ilginç objelerle dolu. Yine de dönüş günü yaklaşırken cebimizdeki dolarları son kuruşuna kadar Katmandu'da bırakmaya kararlıyız ee o kadar üzdüğümüz pazarlık yaptığımız gelicez diye söz verdiğimiz yaralı satıcı bıraktık arkamızda :)
Satın aldığımız marihuna ağacının yapraklarından elle örülmüş berelerimizi hiç çıkarmıyoruz. Benan diyorki '' kızım bu bereler havaalanında başımıza iş açmasın ? merak etme diyorum başımıza takıyoruz yemiyoruz ya bereleri :) :)
O gün öğleden sonra gölde sandalla gezintiye çıkıyoruz ayaklarımı soktuğum su şaşırtıcı biçimde sıcak, zaten iklimde çok yumuşak oysa o dağlardan gelen su ve esinti ortalığı soğutacakmış gibi geliyor.
Benim yaşadığım köyün dağlarına iki kar tanesi düşse ortalık buz keser.

Sandalcı çok tatlı bir genç bir saatlik göl turu sırasında Benan'la koyu bir sohbete dalıyorlar.
Gölün ortasında minik bir adacığa kurulmuş TAL BARAH TEMBLE' nin kıyısından geçiyoruz ve gitmeme kararı alıyoruz Çok turistik olmuş bir yere benziyor.






                                                          12.GÜN   POKHARA

Bir gün önceden anlaştığımız ve artık tanıdık olduğumuz taksici sabah saat 5 te bizi gelip otelden aldı. ve Himalaya zirvelerinin en yakından görülebildiği Sarangot köyüne doğru yola çıktık.
1592 metre yüksekliğe kurulan köye geldiğimizde hava hala karanlıktı.
O gün için zirveleri görme şansımızın olup olamayacağı henüz belli değil, havanın kapalı olması durumunda elimiz boş ta dönebilirmişiz, dağ her zaman kendini göstermezmiş. Ama işte gün yavaş yavaş ağarıyor güneşin yumuşak ışıkları dağlara vurmaya başladı, bulunduğumuz noktada yüzlerce turist denklanşöre basıyor, bu nefis manzara karşısında makinalar kifayetsiz kalıyor. Doğrusu bu soluk kesen manzarayı ıssız bir yerden izlemek isterdim.
Bana biraz da bizim Nemrut dağını hatırlattı aynı duyguyu veriyor. Güneş doğarken dağları tepeden izlemek soluk kesen bir şey.






Pokhara'daki son günümüz yarın erkenden Katmandu'ya doğru yola çıkmamız gerek... Nepal'in tarihindeki en acı günü yarın yaşayacağımızı kim bilebilir...Güle oynaya Fransız kahvesinde akşam yemeğimiz yiyoruz...


Havada sanki tehlike öncesi sessizliği var

                                                   
                                                 13.GÜN   KATMANDU'ya dönüş

Pokhara'ya elveda deyip otogarın yolunu tuttuk sabah o saatte dünyanın her yerinden insanın bulunduğu meydanda otobüsümüzü bulmaya çalışırken uzaktan 3 genç adam takıldı gözüme,
Benan'a galiba bunlar Türk dedim '' İtalyan'da olabilir'' diye cevapladı arkadaşım, bir ara onların da bize baktığını hissettim.
Tam saatinde hareket etti otobüs, bütün koltuklar dolu. Benan kestiriyor ben kötü çıkacağına aldırmadan camın arkasından fotoğraf çekiyorum, dağlar ve bizi takip eden nehir şahane manzaralar sergilemekte.

İkinci ve son molayı verdiğimiz yerde saat 11'50 de büyük bir sarsıntı başladı. Korkudan birbirine sarılan insanlarla birlikte bize çok uzun gelen depremin geçmesini bekledik.
Bulunduğumuz noktadaki tek yıkıcı etki dağlardan göğe yükselen duman bulutlarıydı, belli ki göçükler oluyordu. yeniden yola koyulduk 2 saat sonra ulaşacağımız Katmandu'ya varışımız 6 saat sürdü. Çok ağır ilerleyen trafik bir yerde tamamen durabilirdi, karşıdan gelişlere kapanmış olan yoldan sadece cankurtaran araçları geçiyordu acı siren sesleri ile.






 Katmandu'ya yaklaştıkça depremin ağır etkilerini görmeye başladık yollarda, kaldırımlarda yatan insanlara ilk yardım müdahalesi yapılıyordu. Trafik akmadığı için verilen uzun molalarda benim sabah otogarda gözüme çarpan, Türk'mü yoksa İtalyan'mı olduğuna karar veremediğimiz gençler önümüzden geçerken sevinçle tişörtünün arkasında Büyükada yazdığını gördüm, ve koşup kolundan tuttum, ahh ne büyük mutluluk o durumda kendi vatandaşını görmek onlarda sevindi bizi görünce. Telefonla Türkiye ile haberleşmişler, bizim televizyonlar buradaki depremi aynen vermiş.
Şimdi yandık işte nasıl haber ulaşacak bizimkilere? hele Müjgan abla... ölür şimdi, tansiyonu falan çıkar meraktan.
Bizim centilmen Türkler telefonlarını uzatıyorlar hiç tereddütsüz ''arayın Türkiye'yi'' diyorlar.
Onların sayesinde sağ olduğumuz haberini Benan, Rıza'yı arayarak veriyor ohh artık içimiz rahat.

Nihayet hava iyice kararmadan önce varıyoruz Katmandu'ya, otelimizin sağlam olup olmadığından endişeliyiz. Otobüsten inip otele yürüme mesafesini aşarken gerçek acı bir bicimde ortaya çıkıyor, her yer harap vaziyette insanlar sokaklarda neyin ne olduğunu kimse bilmiyor. 83 yıl sonra gelen deprem onlar için hiç tanıdık bir acı değil.


Bizim Yambu otel aldığı çok ufak bir iki hasarın dışında kale gibi sapasağlam duruyor. Sokağa açılan demir ferforjeli kapılar sonuna kadar açık, güler yüz ile karşılıyorlar bizi önümüze yemek koyup, daha güzel bir oda veriyorlar.
Sanırım yaşanılan facianın boyutları ilk anda idrak edilemiyor ki, bizçarşafları daha beyaz olan güzel büyük bir odaya geçmenin sevinci ile mutlu bile oluyoruz, ama beyaz çarşaf mutluluğu uzun sürmüyor devam eden sarsıntılar bizi ve diğer otel müşterilerini lobide yatmak zorunda bırakıyor.
Dayanamayıp sabaha karşı odaya çıkıyoruz tam yatmışken bu sefer daha büyük ve bana çok uzun gelen bir sarsıntı ile yeniden lobiye dönüyoruz artık gün aydınlanmakta...

YAMBU OTEL